Cem Uzan - Genç Parti

Bu sayfa Cem Uzan`ın haklılığını ispatlamak , kanıtlamak , gözler önüne sermek ve
Genç Parti`nin büyük kitlelere ulaşmasını sağlamak için yapılmıştır. (cem-uzan.org 2007)
Genç Parti Cem Uzan Davalar Genel Gençlik Kollari Kadın Kolları İlçe Teşkilatları İl Teşkilatları Eserler Söylemler Basın Projeler - Taahhütler Duyurular İmar Bankası Star Çeaş Kepez TMSF Telsim Adabank Petkim 4969 - 5020 Nolu Kanunlar Askerlik Siyasi Linç Geziler Mitingler Atatürk Videolar Ürdün Vatandaşlığı Fabrikalar - Ocaklar Milletvekili Adaylarımız Fransa

TMSF - Türk Medyasını Susturma Fonu

1.BÖLÜM TMSF’nin Sabah ve ATV’ye el koymasının altında yatan karanlık hikâyeyi kısaca paylaşacağım sizlerle. Patronlar, hükümetler, medyalar savaşında asıl darbeyi yiyenler çalışanları ve halk oluyor aslında… Partilerin, hükümetlerin medyayı sevmesi gerekli değildir, sevmeyebilir, ama saygı duymalıdır, çünkü medya halkın sesidir özgürlüğün demokrasinin sesidir. Basın özgürlüğü olmadan, basın olmadan demokrasi asla olamaz! Çizgisi, siyasi duruşu muhafazakâr, sol, sağ, ya da her ne olursa olsun tüm basın kuruluşlarının, kamu ve halk yararına harcanması gereken gücü umarsızca şahsi menfaatleri için kullanmamaları ne kadar birinci derecede öncelikli şart ise, işte o gazetelerin, televizyonların baltalanmaması ve hür iradeleri ile görev yapabilecekleri ortamların sağlanması da bir o kadar öncelikli ve vazgeçilmez şarttır! Turgay Ciner ve Dinç Bilgin arasında üç gün öncesine kadar gizli olan ve hukukçularımızın “inanç sözleşmesi” adını verdiği bir protokol varmış. Zaten bir avuç insanın çevirdiği dolaplardan, gizli protokollerden, gizli hesaplar dolayı geliyor bu ülkenin başına ne geliyorsa. Dinç Bilgin, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’e gitmiş ve aralarındaki bu gizli hesabı kitabı bir çırpıda döküvermiş eteğinden. “Turgay Ciner ile kendi aramızda ortağız ama ben bu gizli ortaklıktan hiçbir fayda göremedim, anlaştığımız şartları yerine getirmediler, hem kamuyu hem şahsımı zarara uğrattılar” diyerek TMSF’ye tüm belgeleri göstermiş. TMSF de zaten çok seviyor bu “el koymaca oyunu'' nu, hemen gerekli mercilerle görüşüp düğmeye basmış. TMSF böyle durumlarda yargı sürecini beklemeden hemen el koyma oyununa başlar, tıpkı Uzanlar’ın bankasından ötürü Star TV ve Star Gazetesi’ne de yargı sürecini, ve mahkeme sonuçlarını beklemeden el koyduğu gibi. Şimdi, tıpkı Star TV ve Star Gazetesi gibi Sabah Gazetesi ve ATV de satılacak. Ancak, umarım kaderleri aynı olsa da, biçilen fiyatları ile aynı kaderi yaşayıp değerinin altında veya bölerek veya daha da kötüsü hamili yakınımdır kartvizitli birilerine peşkeş çekilerek satılmazlar. Gerçi bu defa en azından satış bedeli konusunda farklı taktik ile oynamak lazım el koyma oyununu, çünkü satıştan alınan para ile bir sürü insan sevindirilecek, Etibank’ın Hazine’ye olan borcu ödenecek, hatta bu kıyağından ötürü Dinç Bilgin de satıştan sebeplenecek. Tüm bunları yapmak için Star Gurubu’nda olduğu gibi hatır ve çıkar icabı yok pahasına satılmaması lazım. Daha da kim bilir neler neler var, kimlerin eli var, hesabı kitabı var acaba bu işin altında. Tüm bu oyunların sonucunda zarar gören halk ve o kuruluşların personeli ve çalışanları oluyor.. El konulup, yönetimi ele geçirilmeye çalışılan, karanlıkta bırakılmak istenen dolaylı da olsa yine halktır aslında... Çünkü gazetelerin birinci gerçek sahipleri okuyucularıdır, halktır. İkinci sahipleri çalışanları, üretenleri, emekçileridir. Kaldı ki, bir basın kuruluşuna el koymayı, diğer sektörlerden herhangi bir kuruluşa el konmasından ayıran çok büyük bir özelliği vardır: Diğer şirketlerde masalara, bilgisayarlara, araçlara, sektörün cinsine göre ham maddelere, eşyalara, mallara vs. el koyarsınız, ama bir basın kuruluşuna el koymak demek; yoruma, fikre, çok renkliliğe, çok sesliliğe, bilgiye, habere, görüntüye, yani halkın en büyük hakkı olan haber alma özgürlüğüne el koymak demektir! Türkiye gibi gerekli kuralların yasaların tam oluşmadığı ve uygulanmadığı ülkelerde, basın özgürlüğü de önlendiğinde çok daha tehlikeli gelişmeler yaşanır. Halkın bilmeden, duymadan, okumadan, anlamadan, görmeden, uyutularak, kandırılarak sandık başına gönderilmeye çalışılan bir ülkede Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti çok ciddi bir tehlikeye gebe demektir. Demokrasinin, düşmanlarına karşı kendini savunduğu ilk kalkanıdır tekelleşmemiş, susturulmamış medya. Her seferinde medya biraz daha sindiriliyor, susturuluyor ve birileri genç neslin bilinçlenmesini, gelişmesini, özgürleşmesini engellemeye, hatta yok etmeye çalışıyor! Her el koyma oyununda demokrasiden, özgürlükten biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kan kaybediyoruz. Susturulmaya çalışılan medya, halk ve basın emekçilerinin yaşadıkları, ne Türkiye Cumhuriyeti’ne ne de Türk Halkı’na yakışmayan bu kirli oyunların, tarihin kara sayfalarına hapsolması ve bir daha asla yaşanmaması tek istediğimdir…. İşin bir de insani ve duygusal kısmı var ;Yani Medyanın ikinci sahipleri var demiştim ya, işte onlar bu el koyma oyunundan, hırs ve iktidar savaşından nasiplerini nasıl alıyorlar dersiniz? Sabah ve ATV de çalışan insanların tıpkı benim eski bir ‘Uzan’ personeli olarak bu el koyma oyunlarında yaşadıklarımdan ve hissettiklerimden pek farklı durumda olduklarını sanmıyorum şuan. Canlı bir tanık olarak hissettiklerimi, bir TMSF mağduru olarak yaşadıklarımı da bir sonraki yazımda paylaşacağım sizlere. http://www.sonsayfa.com/author_article_detail.php?id=2463 A.İklim Bayraktar

07 04 2007